İngilizce eğitim tartışması

taydin

Timur Aydın
Staff member
Yurtsever sanatçımız Kıraç, geçen günlerde İngilizce eğitim ile ilgili yaptığı açıklama ile ülkemizde çok önemli bir tartışmayı başlatmış oldu. Ama "tartışma", büyük ölçüde söylenen şeyi yanlış anlayanların gösterdiği tepki, bir de batı hayranlığının büyüsü altında gözleri körelmiş birtakım "çağdaş, modern" geçinen kesimin refleks reaksiyonlarından ibaretti bence.

Söylenen şey, "hiç kimse ingilizce öğrenmesin" değildir. İngilizceyi öğreneceğiz. Hatta bununla da yetinmeyip, ikinci bir yabancı dili öğreneceğiz.

Ama okullarımızda verilen matematik, fen, sosyal bilimler ve diğer dersler Türkçe olarak okutulmalı, ingilizce değil. Eğitim dilinin ingilizce olması, bir çağdaşlık göstergesi değil, sömürgeleşmede ileri evrelere ulaşıldığının, tehlike çanlarının çalmaya başladığının göstergesidir.

Ama burada kendime de çuvaldızı biraz batırmam lazım: Paylaştığım bilgileri düzgün ve doğru Türkçe ile paylaşmaya gayret ediyorum, ama bunda her zaman istediğim başarıyı elde edemiyorum. Bunun bir sebebi, elektronik ve bilgisayar alanlarında kullanılan birçok kelime için henüz Türkçe kelimeler türetilmemiş olması, ama diğer sebebi de, gerçekten türetilmiş olan kelimeleri araştırıp kullanmak yerine biraz kolaycılığa kaçıp hemen ingilizcesini kullanıveriyorum. Ama önemli olan bu konuda bir bilincin oluşması ve gayret gösterilmesi.

Bu konuda sizin fikirleriniz nelerdir?
 
Son düzenleme:

serkan_48

Moderatör
Staff member
Buradaki ikilem acaba İngilizce dilini kullandığımızda kültürel olarak özümsenmek düşüncesimidir? ( Kıraç beyin anlatımının yanlış anlaşılma durumu sanırım bu yöndedir )

Bence de İngilizce öğrenilmelidir. Bu ne kültürel olarak özümsenmek nede kendi dilimizi unutmak olmamalıdır. Buradaki dengeyi kurmak bizim elimizdedir. Ancak aldığımız eğtim ne derece sağlıklı bu tartışılır. Bence öncelikle düzgün bir eğitim alarak Türkçe'yi öğrenmeliyiz. Sonrasında ise gelişmişlik düzeyimizi arttırabilmemiz için mutlaka ikinci dili öğrenmeliyiz.
 

taydin

Timur Aydın
Staff member
Benim anladığım kadarıyla ana dayanak noktası şu: Bir milleti, millet yapan en önemli unsurların başında, ortak dil ve ortak kültür vardır. Eğer bir millet kendi dilini kaybederse, hemen sonrasında kendi kültürünü de kaybeder. Bunları kaybettikten sonra da artık o milletin bireyleri "ben bu vatanı niye savunayım ki? O vatanın dilini çok az kullanıyorum, onun yerine daha çok ingilizceyi kullanıyorum. O vatanın kültüründen de nefret ediyor, tarihinden de utanıyorum. O zaman niye o vatan için mücadele edeyim?" diye düşünmeye başlarlar.

Eğer eğitim sadece ingilizce dilinde verildiği zaman, haliyle çocuklara batının klasikleri okutulacak, batının değerlerinin daha doğru olduğu aşılanacak. Batı yaşam tarzının, batı sanatının, daha çağdaş olduğu aşılanacak. Bunun doğal sonucu da o eğitim sisteminden çıkan çocuklar, batıya özenen, kendi milletinden utanan, "biz adam olmayız abi ya ..." mentalitesine sahip, ve ilk bulduğu fırsatta batı ülkelerinden birine kapağı atmaya çalışan bir düşünce yapısında olacak. Böyle bir insanın ülkesine hiçbir faydası dokunamaz.
 

taydin

Timur Aydın
Staff member
Benim yaşadığım yere yakın, deniz kıyısındaki bir köyde, çok modern ve tamamen ingilizce eğitim yapan bir okul vardı. Bilmiyorum hala duruyor mu.

Bu okula, ya çok yüksek paralar vererek çocuğunu kaydettirebiliyordun, yada çocuğun üstün zekalı olması gerekiyordu. Özellikle de, doğu illerindeki fakir, ama çok zeki kürt çocukları tercih ediyorlardı. Burada okuyan çocuklar, düzenli olarak batı ülkelerine gezilere götürülüyor, ve rivayete göre de mezun olanlar batıdaki yüksek teknoloji firmaları tarafından hemen işe alınıyorlarmış.

Şimdi burada düşünelim, bu okul kime hizmet ediyor? Bana sorarsan, Türkiye'ye hizmet etmediği kesin :)
 

serkan_48

Moderatör
Staff member
Evet bu konuya katılıyorum.

Birde plaza dili diye bir tanım çıkartmışlar. Genelde kurumsal firmalarda kullanılan bu dil yarı İngilizce yarı Türkçe bir dil olmuş ve ancak kendi içinde konuşanların anladığı bir hal almış.

Özümüzü kaybetmeden bu işi yapmak gerek. Bu noktada aslında Türk Dil Kurumuda aslında İngilizceden dilimize giren kelimeleri bir şekilde en uygun karşılığı bulup alsak bu sorun daha az karşımıza çıkacaktır. Aslında bu sorunun bir çok alt nedeni var. İçinde bulunduğumuz eğitimsel , sosyal , kültürel , ekonomik v.s. bir çok durumların etkisi yüksek.
 

taydin

Timur Aydın
Staff member
Birde plaza dili diye bir tanım çıkartmışlar. Genelde kurumsal firmalarda kullanılan bu dil yarı İngilizce yarı Türkçe bir dil olmuş ve ancak kendi içinde konuşanların anladığı bir hal almış.
Evet tahmin edebiliyorum ... Kim bilir kendileri ile ne kadar gurur duyuyorlardır o yabancı jargonu kullandıkları için :D
 

uyesercan

Yönetici
Staff member
Kıraç üzerinden dönen tartışmayı bilmiyorum ancak bu konu çok uzun zamandır alt tarafta gündemde olan bir konu. Özellikle rahmetli Oktay Sinanoğlu'nun bir çok kitabı mevcut. https://www.kitapyurdu.com/yazar/oktay-sinanoglu/12625.html Hatta okumaya üşenenler için genel olarak üzerinde durduğu Türkçe'nin önemini ifade ettiği belgeseli bile mevcut.
Kesinlikle kendi dilimize sahip çıkmamız gerektiği konusunda bir çok kişi ile hemfikir olduğumu görüyorum. Bana göre sorunun temeli üretme iştahımızın çok çok zayıf olmasından kaynaklanıyor. Ailede fayda değil çıkar konuşuluyor. Bunun da temelinde kadınlar yatıyor. Anneler evinde gelecek için değil, babalara daha düşük maaş vermek isteyen kapitalin elinde "özgürlük diktesi" altında çalışmaya zorlanıyor. Zannın olumlusu makbuldür ya hani, bence kadının başkasının emrinde çalışması da geleceği için daha yararlı, parasal özgürlük vs. safsataları da günümüzün için kötü zan... Bu yalan nüfusu yaşlı olan Avrupalı için gerçek olabilir ancak bize uymaması gerekiyor. Çalışan annenin çocukları ana okuluna akşama kadar laylaylom. Sonuçta konu şuna geliyor; annenin içinde bulunduğu kapital çevrede hava civa yapacağı ihtiyaçları doğuyor. Mesela bu konun da bir parçası olan eğitim. Evet eğitim de dil sorunun önemli bir ayağı ancak "nereden mezunsun?" sorusun memleket nere iması ile soruluyor. Arada üretime uygun insanlar da yukarıdaki gibi bir kaç kurumda yurtdışına aşina yetiştirip oralara pazarlanıyor. Bildiğin organ mafyası gibi bir şey... Beyin satıyorlar. Etimizden, sütümüzden, postumuzdan ve hatta yetmiyor ecdadımızdan (kültürümüzden, devlet terbiyemizden) işlerine geldiği gibi yararlanıyorlar. Biz de yarı şuursuz, felç gibi geziyoruz. Ezcümle kadınlar gerçek bir şuur kazanmadıkça bugün Kıraç üzerinden dönen bu tartışmanın hiç bir faydası olmaz. Yetiştirilen nesil ne talep ederse o verilecek. Bugün de insanlar ne talep ediyorsa onu görüyor... Bunun önemini anlayan ve talep eden azınlık da arada tost oluyor, olmaya da devem eder. Umarım bu durum tersine döner de ben hatalı çıkarım.
 

taydin

Timur Aydın
Staff member
Video'yu seyretmeye başladım. Oktay Sinanoğlu'nu ben ilk defa duyuyorum. Kötü gidişatı onlarca yıl önce anlayan bilim insanlarımız varmış demekki, ama malesef sesleri hiç duyulmamış! Hatta belki de "radikal, uç fikirli akademisyen" yaftası yapıştırılarak ciddiye alınmasına engel olunmuş da olabilir.

Bize zararlı olan ve bizi çökertecek olan herşey, hep "çağdaşlık", "modernlik", "eşitlik", "barış" gibi kavramlarla süslenip bize yıllarca yutturulmuş. Hem emperyal güçlerin zehrini içiyor, hem de adamlara teşekkür ediyor konuma gelmişiz.
 
Top