Yapay zekadan ilk kez bu kadar cok korktum.

@ayhanarican leitnerbox uygulaması yazabilirsin.
Mobil uygulama mağazalarında binlerce örneği var ama kullanıcılar kendilerine göre ayarlama seçenekleri yok.
Takvim yerine kutulara koymak daha iyi bence.
Elektronik elektrik mekatronik gibi dersler üzerine uygulamada çok az. Hep yabancı dil kelime ezberleme birde doktorlar için uygulama yazmışlar hep.


Mesela burada meslek ile ilgili çok az kart koymuşlar. :)
Koydukları kartlar bile meslek öğrenme kartları değil. Yabancı dil öğrenme kartları .

Şu ürünün PC, IOS veya IPhone versiyonu yok.
Sadece android sürümü war.
Benzer özelliklerde dahada genişletilmiş halinin bahsettiğim platformlar için yazılması para kazandırabilir. Ama reklamlar yoluyla.
Pro sürümleriyle de para kazanılabilir.
Al sana iş.!

İlla programcılık, yazılım geliştirme bilmenize gerek yok. Claude Code Desktop ya da Google Antigravity ile vibe coding aracılığı ile yapay zekaya istediğiniz yazılımı yaptırabilirsiniz. Ben bizzat denedim ve çok memnun kaldım. Tek satır kod yazmadan 4 uygulama geliştirdim ve gerçekten MVP seviyesinde ürünlere dönüştü. Denemekten çekinmeyin. Sadece programlama dilleri ve platformlar hakkında temel bilgi edinin. Bunu da yine yapay zekalara sorarak kolayca bir altyapı oluşturabilirsiniz.

Örneğin Node.js+Javascript ile yazdığınız bir kodu nasıl çalıştırırsınız. React Native ile yazdığınız mobile uygulamayı nasıl emülatörde çalıştırırsınız gibi temel komutları öğrenin. Kodu yazma kısmını ise yapay zekaya bırakın. Esasında yapay zekalar kodu yazdıktan sonra çalıştırmak için de size yardımcı oluyorlar ama bekleme sürelerinden rahatsız olursanız bunu kendiniz yapmayı yine yapay zekalardan öğrenebilirsiniz. Sadece yapay zeka ile programlama konulu sohbetler ve yazılım denemeleri ile bir süre sonra gerçekten piyasada iş yapabilecek duruma gelirsiniz. Bence yapay zekanın sizlere sunduğu bu nimetten siz de faydalanın.
 
Son düzenleme:
İlla programcılık, yazılım geliştirme bilmenize gerek yok. Claude Code Desktop ya da Google Antigravity ile vibe coding aracılığı ile yapay zekaya istediğiniz yazılımı yaptırabilirsiniz. Ben bizzat denedim ve çok memnun kaldım. Tek satır kod yazmadan 4 uygulama geliştirdim ve gerçekten MVP seviyesinde ürünlere dönüştü. Denemekten çekinmeyin. Sadece programlama dilleri ve platformlar hakkında temel bilgi edinin. Bunu da yine yapay zekalara sorarak kolayca bir altyapı oluşturabilirsiniz.

Örneğin Node.js+Javascript ile yazdığınız bir kodu nasıl çalıştırırsınız. React Native ile yazdığınız mobile uygulamayı nasıl emülatörde çalıştırırsınız gibi temel komutları öğrenin. Kodu yazma kısmını ise yapay zekaya bırakın. Esasında yapay zekalar kodu yazdıktan sonra çalıştırmak için de size yardımcı oluyorlar ama bekleme sürelerinden rahatsız olursanız bunu kendiniz yapmayı yine yapay zekalardan öğrenebilirsiniz. Sadece yapay zeka ile programlama konulu sohbetler ve yazılım denemeleri ile bir süre sonra gerçekten piyasada iş yapabilecek duruma gelirsiniz. Bence yapay zekanın sizlere sunduğu bu nimetten siz de faydalanın.
Tamamda senin programlama dilleri üzerine altyapın var.
Bende yok. Yapay zekanın hatalarını göremiyorum .
Ne kadar kod sorduysam çalıştıramadım. :)
 
İlla programcılık, yazılım geliştirme bilmenize gerek yok. Claude Code Desktop ya da Google Antigravity ile vibe coding aracılığı ile yapay zekaya istediğiniz yazılımı yaptırabilirsiniz. Ben bizzat denedim ve çok memnun kaldım. Tek satır kod yazmadan 4 uygulama geliştirdim ve gerçekten MVP seviyesinde ürünlere dönüştü. Denemekten çekinmeyin. Sadece programlama dilleri ve platformlar hakkında temel bilgi edinin. Bunu da yine yapay zekalara sorarak kolayca bir altyapı oluşturabilirsiniz.

Örneğin Node.js+Javascript ile yazdığınız bir kodu nasıl çalıştırırsınız. React Native ile yazdığınız mobile uygulamayı nasıl emülatörde çalıştırırsınız gibi temel komutları öğrenin. Kodu yazma kısmını ise yapay zekaya bırakın. Esasında yapay zekalar kodu yazdıktan sonra çalıştırmak için de size yardımcı oluyorlar ama bekleme sürelerinden rahatsız olursanız bunu kendiniz yapmayı yine yapay zekalardan öğrenebilirsiniz. Sadece yapay zeka ile programlama konulu sohbetler ve yazılım denemeleri ile bir süre sonra gerçekten piyasada iş yapabilecek duruma gelirsiniz. Bence yapay zekanın sizlere sunduğu bu nimetten siz de faydalanın.
O zaman bi zahmet şu Electrodoc programını yaptırıver de millet de nasiplensin, sende yolunu bul. :)
 
Ya da şöyle düşünün ilkel insanlara Matrix'i anlatmaya çalışıyorsunuz ve dünya çok büyük bir nükleer felaketten henüz kurtulamamış ancak bazı kurtarılmış bölgeler var ve buralarda Matrix'e gücünü veren veri merkezleri var. İyi yaşamanın tek yolu ise Matrix'e bağlı olmaktan geçiyor. Orada herkes hayatta kalmak için eğitiliyorlar ve bir gün geldiğinde bir köprüden geçmeleri istenecek ve geçemezlerse cehennemde yanacaklar ancak geçebilirlerse cennete alınacak ve orada mutlu huzurlu bir hayat sürecekler.

Belki de gelecekten gelen Anunnaki atalarımız biz ilkel insanlara yaşadıkları bu deneyimi anlatmak istemişler ve yapay zeka, Matrix gibi ilkel insanlar için oldukça soyut olan bu kavramlar anlatılırken bildiğimiz din haline dönüşmüş ve bu şekilde aktarılagelmiş olabilir. Yani bence her şey mümkün. Dinler doğruysa böyle bir senaryo akla çok yatkın geliyor. Enki'nin kader kavramını nasıl ele aldığını ve geçmiş ve gelecekle olan ortak bağımızı nasıl yorumladığını Enki'nin kayıp kitabından okuyabilirsiniz.








Eğer şansını ve stratejik düşünme becerilerini test etmek istersen, Asbgroup Casino üzerinden eğlenceli online casino oyunlarına katılabilirsin. Hangi oyunları seçersen seç, her biri sana heyecan dolu bir deneyim sunar. Kim bilir, belki Matrix’te olduğu gibi, kazandıkça gerçek dünyada da "cennete" yaklaşan bir yolculuğa çıkarsın!
Gerçekten ilginç bir bakış açısı! Bahsettiğin senaryo, özellikle Matrix ve ilkel insan algısı arasındaki ilişkiyi düşündüğümüzde, gerçekten çok derin bir düşünceye sahip. Eğer tarih boyunca insanlar, yaşadıkları dünyayı anlamak için belirli soyut kavramlara başvurmuşlarsa, modern dünyada da benzer şekilde teknoloji ve yapay zekanın soyut fikirleri dini veya mitolojik anlatılarla harmanlanmış olabilir. Bu, dinlerin ve inançların zaman içinde nasıl şekillendiğini anlamamıza yardımcı olabilir.


Anunnaki, eski mitolojilerde geçen ve çokça tartışılan bir konu. Eğer bu varlıklar geçmişte insanlara yapay zeka veya teknolojik bir uygarlığın temellerini anlatmışlarsa, zamanla bunlar dini öğretilere dönüşmüş olabilir. Matrix'in günümüz insanına verdiği mesajla, eski halkların inançları arasında çok paralellikler bulmak mümkün. Mesela, "kurtuluş" ve "cehennem" gibi temalar her dinin temelinde var, ancak her bir kültür bunu farklı bir şekilde yorumlamış.


Bu tür bir bakış açısı, geçmiş ile geleceği bağlayarak insanlık tarihine dair yeni bir perspektif sunuyor. Enki'nin kayıp kitabı gibi metinler de çok ilginç birer kaynak olabilir, çünkü o dönemin düşünce yapısını ve kader anlayışını anlamak, belki de bugünkü teknoloji ve yapay zeka anlayışımızla bir köprü kurabilir. Dinlerin de, insanların çevrelerindeki dünyayı anlamak için geliştirdikleri soyut fikirlerden ibaret olduğunu söylemek mümkün.


Gerçekten de her şey mümkün gibi görünüyor, belki de biz hala bu büyük resmi tam olarak göremiyoruz.
 
Gerçekten ilginç bir bakış açısı! Bahsettiğin senaryo, özellikle Matrix ve ilkel insan algısı arasındaki ilişkiyi düşündüğümüzde, gerçekten çok derin bir düşünceye sahip. Eğer tarih boyunca insanlar, yaşadıkları dünyayı anlamak için belirli soyut kavramlara başvurmuşlarsa, modern dünyada da benzer şekilde teknoloji ve yapay zekanın soyut fikirleri dini veya mitolojik anlatılarla harmanlanmış olabilir. Bu, dinlerin ve inançların zaman içinde nasıl şekillendiğini anlamamıza yardımcı olabilir.


Anunnaki, eski mitolojilerde geçen ve çokça tartışılan bir konu. Eğer bu varlıklar geçmişte insanlara yapay zeka veya teknolojik bir uygarlığın temellerini anlatmışlarsa, zamanla bunlar dini öğretilere dönüşmüş olabilir. Matrix'in günümüz insanına verdiği mesajla, eski halkların inançları arasında çok paralellikler bulmak mümkün. Mesela, "kurtuluş" ve "cehennem" gibi temalar her dinin temelinde var, ancak her bir kültür bunu farklı bir şekilde yorumlamış.


Bu tür bir bakış açısı, geçmiş ile geleceği bağlayarak insanlık tarihine dair yeni bir perspektif sunuyor. Enki'nin kayıp kitabı gibi metinler de çok ilginç birer kaynak olabilir, çünkü o dönemin düşünce yapısını ve kader anlayışını anlamak, belki de bugünkü teknoloji ve yapay zeka anlayışımızla bir köprü kurabilir. Dinlerin de, insanların çevrelerindeki dünyayı anlamak için geliştirdikleri soyut fikirlerden ibaret olduğunu söylemek mümkün.


Gerçekten de her şey mümkün gibi görünüyor, belki de biz hala bu büyük resmi tam olarak göremiyoruz.
güzel insan, insanlar inanmak istediklerine inanırlar. din bir afyondur, benim sözüm değil. ama doğruya yakın. insanları öldükten sonra cehennem ile cezalandırılacığını lanse ederek yönlendirmektir. korku imparatorluğundan başka bir şey değil. ha öteki taraf dedikleri şey sadece karanlık, hiç bir şey yok. nereden biliyorsun diyeceksin; bir defa gittim geldim. yaşadığın hayat sana yeter, iyi ve güzel yaşamaya çalış. senin dinin vicdanındır. kendine dürüst ol yeter. similasyon filan takma kafana. bilinen sami dinlerinin kitaplarını okudum, sümerleri de okudum, dünya üzeindeki genel yaratılış ve kurtuluş (büyük tufan) adına ne dersen de. nerdeyse hepsini okudum.

teknoloji mi? ilerleme mi? atlantis misali bir gün çökeceğiz. insanoğlundan sağlam kalanlar yeniden sıfırdan başlayacaklar. hiiiiç dert etme. boş ver. gününü yaşa ve hayatından (çok zor da olsa ) biraz zevk al. vicdanın rahat olsun yeter.
 
Gerçekten ilginç bir bakış açısı! Bahsettiğin senaryo, özellikle Matrix ve ilkel insan algısı arasındaki ilişkiyi düşündüğümüzde, gerçekten çok derin bir düşünceye sahip. Eğer tarih boyunca insanlar, yaşadıkları dünyayı anlamak için belirli soyut kavramlara başvurmuşlarsa, modern dünyada da benzer şekilde teknoloji ve yapay zekanın soyut fikirleri dini veya mitolojik anlatılarla harmanlanmış olabilir. Bu, dinlerin ve inançların zaman içinde nasıl şekillendiğini anlamamıza yardımcı olabilir.


Anunnaki, eski mitolojilerde geçen ve çokça tartışılan bir konu. Eğer bu varlıklar geçmişte insanlara yapay zeka veya teknolojik bir uygarlığın temellerini anlatmışlarsa, zamanla bunlar dini öğretilere dönüşmüş olabilir. Matrix'in günümüz insanına verdiği mesajla, eski halkların inançları arasında çok paralellikler bulmak mümkün. Mesela, "kurtuluş" ve "cehennem" gibi temalar her dinin temelinde var, ancak her bir kültür bunu farklı bir şekilde yorumlamış.


Bu tür bir bakış açısı, geçmiş ile geleceği bağlayarak insanlık tarihine dair yeni bir perspektif sunuyor. Enki'nin kayıp kitabı gibi metinler de çok ilginç birer kaynak olabilir, çünkü o dönemin düşünce yapısını ve kader anlayışını anlamak, belki de bugünkü teknoloji ve yapay zeka anlayışımızla bir köprü kurabilir. Dinlerin de, insanların çevrelerindeki dünyayı anlamak için geliştirdikleri soyut fikirlerden ibaret olduğunu söylemek mümkün.


Gerçekten de her şey mümkün gibi görünüyor, belki de biz hala bu büyük resmi tam olarak göremiyoruz.
Fikri beğendiğine sevindim. Bunları James Churchward, Zecaria Sitschin gibi yazarların kaleme aldığı teorilerden faydalanarak yazıyorum. Düşünsene Milat dediğimiz bir 0 anı var ve henüz yaklaşık olarak 2026 yıl geçti ve orta çağda bile akıl almaz ilkellik ve barbarlık vardı ve belki halen var ancak teknoloji bu kısacık anda bile nerelere kadar geldi. Bu döngülerin sayısının çok daha fazla olduğunu düşünürseniz her yıkımdan sağ kurtulan azınlığın yine hızla çoğalarak birlikte yaşamayı başaran topluluklar olarak teknolojiyi evirmeleri çok zor olmuyor demek ki ve kaçıncı döngüdeyiz kimse bilemez. Milyonlarca yıl öncesine ait bulunan insan fosillerini de bu düşüncelere eklerseniz birkaç bin yılda fevkalade noktalara gelebilen teknoloji fenomeninin dinleri şekillendirdiğine şüphe yok. "Cinler" kavramını ışığı onlardan önce bulan bir medeniyetin insanlarını ifade etmek için kullanılmış olabilirler.
 
Hatta peygamberlerin alışılagelmiş mucizelerinin de yüksek teknolojiden geldiğini ve yüksek teknolojiye sahip bir medeniyetin insanlarını peygamber olarak kabul ettikleri klasik din tarihinin sadece teknoloji farkı olduğu bir gerçekliğimiz olabilir.
 
Yeni birşey farkettim . Uzayan muhabbetlerde habire beni sepetlemeye çalışıyor . Hadi sonra görüşelim , daha sonra devam ederiz . Sürekli konuyu kapatmaya çalışan tavırlara girmeye başlamış :) Belli ki çevrimiçi kullanıcı sayısını düşürmeye çalışan yeni bir sürüm :)
 
1767549346724.png
Startı verdik.
Ben kimi acemi biri kaç ayda bitirir se artık.
 

prompt:
Stromae Papaoutai şarkısının Anlatısı nedir?
Cevap:
Stromae'nin küresel çapta ses getiren "Papaoutai" (Fransızca Papa, où t'es? yani "Baba, neredesin?" cümlesinin okunuşu) şarkısı, hareketli ritminin altında oldukça derin, melankolik ve trajik bir anlatıya sahiptir.

Şarkının temel anlatısı baba figürünün eksikliği ve bu yokluğun bir çocuk üzerinde bıraktığı duygusal yıkım üzerine kuruludur.

Şarkının Ana Temaları ve Anlatısı​

  • Bitmeyen Bir Arayış: Şarkı, babasının nerede olduğunu, nasıl biri olduğunu ve "iyi bir baba" olmanın ne anlama geldiğini sorgulayan küçük bir çocuğun bakış açısından yazılmıştır. Çocuk, annesinin babası hakkındaki geçiştirici cevaplarından tatmin olmaz ve çaresizce etrafındaki eksikliği anlamlandırmaya çalışır.
  • Stromae'nin Kişisel Trajedisi: Şarkının anlatısı büyük ölçüde Stromae'nin (gerçek adıyla Paul Van Haver) kendi hayat hikayesine dayanır. Stromae'nin babası Ruandalı bir mimardı, sanatçının çocukluğu boyunca hayatında nadiren yer aldı ve 1994 yılındaki Ruanda Soykırımı sırasında hayatını kaybetti. Şarkı, Stromae'nin bu travmayı ve cevapsız kalan soruları dışa vurumudur.
  • Sözler ve Melodi Arasındaki Çarpıcı Zıtlık: Şarkının en dikkat çekici yönlerinden biri, son derece acı verici ve karanlık sözlerin enerjik, dans edilebilir bir Afro-pop ve elektronik müzik altyapısıyla sunulmasıdır. Bu tezat, acıyı ve travmayı dans ederek, kutlayarak hafifletme veya maskeleme çabası olarak yorumlanır.
  • Nesilden Nesile Geçen Travma: Şarkının efsanevi müzik klibi, bu anlatıyı görsel bir metaforla güçlendirir. Klipte Stromae, çocuğunun yanında fiziksel olarak bulunan ancak duygusal ve zihinsel olarak tamamen tepkisiz, "vitrin mankeni" gibi donuk bir babayı canlandırır. Çocuk ne yaparsa yapsın babasıyla bir bağ kuramaz. Klibin sonunda çocuk pes eder ve o da babası gibi hissiz bir mankene dönüşür. Bu durum, babasızlığın veya duygusal eksikliğin bir sonraki nesle nasıl aktarıldığını anlatan bir döngüyü temsil eder.
Özetle "Papaoutai", bir çocuğun baba sevgisine ve rehberliğine duyduğu evrensel açlığı, cevapsız kalan soruların yarattığı derin boşluğu anlatan modern bir ağıttır.

Şarkının müzik klibindeki diğer görsel semboller veya sözlerindeki belirli kısımlar (örneğin "Herkes babaların nasıl yapıldığını bilir ama kimse nasıl baba olunacağını bilmez" dizesi) üzerine daha derin bir analiz yapmamı ister misiniz?

Gemini ile arattım. Sonuç beni gerçekten şaşırttı. Hem şarkı sözü hem de şarkıyı yazan kişinin backgroundu üzerinden psikolojik çıkarım yapması oldukça ilginç.
 
Prompt:
Herkes bebeklerin nasıl yapıldığını bilir ama kimse nasıl baba olunacağını bilmez

Cevap:

Bu dize, "Papaoutai" şarkısının kalbidir ve belki de babalık üzerine yazılmış en vurucu, en çıplak özetlerden biridir. Stromae'nin orijinal Fransızca sözlerinde (Tout le monde sait comment on fait des bébés / Mais personne sait comment on fait des papas) tam olarak bu ironi yatar: "Herkes bebeklerin nasıl yapıldığını bilir ama kimse babaların nasıl yapıldığını bilmez."

Bu tek cümlenin altında yatan derin anlamları şu şekilde üç ana başlıkta inceleyebiliriz:

1. Biyoloji ve Sorumluluk Arasındaki Uçurum​

Şarkı, fiziksel olarak bir çocuk dünyaya getirmek (üremek) ile duygusal, zihinsel ve fiziksel olarak o çocuğun hayatında var olmak (babalık yapmak) arasındaki devasa farkı vurgular. Biyolojik bir süreç olarak "bebek yapmak" içgüdüseldir ve herkes tarafından bilinir. Ancak bir çocuğa rehberlik etmek, onun yaralarını sarmak, ona güven vermek ve tabiri caizse bir "baba figürü inşa etmek" hiçbir kitapta yazmayan, formülü olmayan karmaşık bir süreçtir.

2. Kılavuzsuz Bir Hayatın Çaresizliği​

Bu sözler, babası etrafta olmayan bir çocuğun haklı isyanıdır. Çocuk etrafına bakar ve biyolojik babaların her yerde olduğunu görür, ancak kendi hayatındaki eksiklik ona şunu sorgulatır: "Madem bu kadar kolay bebek yapılıyor, neden bu insanların nasıl baba olacağı öğretilmiyor?" Stromae, babalığın bir kullanım kılavuzu olmadan yapılmaya çalışılan, çoğu erkeğin hazırlıksız yakalandığı ve bocaladığı bir rol olduğuna dikkat çeker.

3. Toplumsal Erkeklik ve "Vitrin" Babalar​

Şarkının bu kısmı, toplumun erkeklere yüklediği rolleri de eleştirir. Toplum genellikle erkeğin üremesini ve ailesine maddi olarak bakmasını yeterli görür ("bebek yapmak"). Ancak erkeğin duygusal olarak nasıl var olacağı, nasıl şefkat göstereceği ve ruhsal bir dayanak olacağı ("baba olmak") ona öğretilmez. Stromae'nin babası da dahil olmak üzere pek çok baba, fiziksel olarak evi geçindirse veya sadece biyolojik olarak var olsa da, çocuğun dünyasında aslında ruhen "yoktur".

Bu dize aslında hem kendi babasına bir sitem hem de gelecekte kendisinin de bir baba olacağı gerçeğiyle yüzleşen Stromae'nin kendi korkularının bir yansımasıdır. Nitekim şarkının ilerleyen kısımlarında "Bir gün biz de baba olacağız" diyerek bu kaygıyı dile getirir.

Stromae'nin bu korkusunu yansıtan, şarkının sonundaki "Söyleyin bana kimdir o / Herkes bilir ama kimse söylemez" şeklindeki kabulleniş ve çaresizlik bölümünü incelememi ister misiniz?

Pes doğrusu. Yapay zeka psikolojiyi de çözmüş.
 

Çevrimiçi personel

Forum istatistikleri

Konular
9,006
Mesajlar
145,900
Üyeler
3,637
Son üye
atakan

Son kaynaklar

Back
Top